Cumartesi, 25 Eylül 2021
.
.
Ercüment Tunçalp

2021 nasıl bir yıl olacak?

Her sene bu köşeden yeni yıla ait tahminlerimi aktarıyorum. Ne kadarının gerçekleştiğini yıl sonlarında kontrol etmek mümkündür. Yıllarca yaptığımız bütçe çalışmalarını hep benzer öngörülere dayandırdığımız için bu konuda antrenmanlı olduğumuzu söyleyebiliriz.

Normal zamanlarda bile detaylı araştırmalar sonucunda az sapmalı bütçeler üretmek; uzmanlık, tecrübe ve titizlik ister. Ancak 2021 yılı için yapılan şirket bütçelerinde oluşacak önemli sapmalara şimdiden hazırlıklı olmalıyız.

Zira tahminlere yön verecek birçok konu belirsizliğini koruyor. Bu bakımdan belki de ilk defa ya aylık bütçeler tercih edilecek ya da sık sık revize edilmesi gündeme gelecektir. Dolayısıyla bu sene hazırlanan bütçelerin muhtemel olumsuz sonuçları için profesyonel yöneticileri eleştirmek haksızlık olur.

Malum sebep Covid 19…

  • Aşılamaların sonucu ne olacak?
  • Virüsten kalıcı olarak kurtuluş ne zaman sağlanacak?
  • Corona virüsün (Covid-19) mutasyona uğramış yeni bir türü ihtimal dahilinde iken, sonuçları bugünden nasıl kestirilecek?
  • Normal hayata ne zaman dönülecek?

Sadece bu konulardaki belirsizlik bile gerçekçi tahminleri sınırlıyor. Ancak en azından tablonun görünen tarafından başlamak her zaman mümkündür.

2020 yılındaki tahribatın getireceği istihdamdaki azalmanın, iç tüketimi zayıflatacağı kesin gibidir. Ülkemizde 2 milyondan fazla kişi işinden oldu. Yarısı geriye dönse bile, hizmet sektöründe işini kaybeden 800 bin kişinin tekrar işe dönüp dönmeyeceği veya ne zaman döneceği belli değildir.

Nüfus artışıyla gelecek ilave iş gücüne katılım da zorlayacak bir durumdur.

Türkiye’de asgari ücretli çalışan oranı yüzde 43 dür (Kaynak; Eurostat). İşsizleri de buna eklersek, satın alma gücü daha da azalan bir tüketici profili göreceğiz demektir. Bütün bunlar müşteri başına ortalama sepet tutarını düşürecek olumsuzluklardır.

Ekonomik büyümenin öncü göstergesi olan ve en güvenilir referans kabul edilen İSO Türkiye Satın Alma Yöneticileri Endeksi (İmalat PMI) verisi Kasım ayında 51,4’e düştü. Eşik değer olan 50’ye çok yakın seyretmesi yanında, Haziran’da başlayan toparlanma döneminin de (Haziran 53,9 / Temmuz 56,9 / Ağustos 54,3 / Eylül 52,8 / Ekim 53,9) en düşük düzeyinde gerçekleşti.

Raporda, “Türkiye’deki Covid-19 vaka sayılarının artması ve bu durumun müşteri talebini ve üretim süreçlerini olumsuz etkilemesi, firmaların Kasım ayında karşılaştığı temel zorluk” olarak kaydedildi.

Bunun sonucu olarak; “hem yeni siparişlerin hem de üretimin yavaşladığıyeni ihracat siparişlerinin de ivme kaybettiği” açıklandı.

Kamunun üzerindeki yük arttı. Zira istihdam tarafında destekler ve harcamalar artarken, yatırımların düşmesi ile vergi gelirleri azaldı. Dolayısıyla bütçe açığı ve kamu borcu artmaya devam ediyor. Yani böyle bir ortamda yeterli kamu desteği beklemek gerçekçi değildir.

Enflasyonun gerilemesi, hele tek haneli oranlara inmesi olanaklı görülmese de yeni MB yönetimi ile değişen para politikasının olumlu katkı yapacağı açıktır.

Döviz kurunu frenlemek için 120 milyar dolar harcayan bir MB yönetiminden, iş başına gelir gelmez faizi 475 baz puan artırarak kuru düşüren bir MB yönetimine geçilmiştir. Yeni yıla girerken ümit veren konulardan biri budur. Taban tabana zıt 2 politikadan ikincisi döviz kurlarında istikrar sağlanacağına işarettir. Zira reel faizin ortaya çıkması ve artması ile birlikte dolarizasyonun azalma eğilimine gireceğini de öngörebiliriz.

Elbette 2020 yılında beklenen daralmanın üzerine, 2021 yılında büyüme gelebilir. Ancak bazı ekonomistlerin yüzde 4-5 civarındaki büyüme beklentilerinin kaynağını da söylemeleri gerekirdi. 

Ben bu konuda bir tahmin yapamam. Zira bu kadar bilinmezin eşliğinde bu tahminin dayandırılacağı yeterli alt yapı önümüzde bulunmuyor. Aksine bazı erkene alınmış harcamalar var.

Örneğin 2020 yılı içinde kredi faizlerinin fazla düşürülmesi sebebiyle konut ve otomobil satışları arttı. Yani 2021 yılı içinde planlanan bazı satın almalar erken fırsatı yakalayanlar tarafından değerlendirildi. Faizlerin artması sebebiyle de artık o şartlar geride kaldı. Görüldüğü gibi bu bile olumsuz etki yapabilir.

Kaldı ki; daralmanın üzerine gelecek yukardaki büyüme oranı tahminleri gerçekleşse bile 2 seneyi birden telafi edecek düzeyde olmadığından bizim gibi nüfus artış oranı yüksek olan bir ülkeye (yıllık yüzde 1.4) yeterli gelmez.

Tasarruf yaratmak, yatırım yapmak, dış borçları ödemek, sosyal gelişmeyi sağlayabilmek için her yıl yüzde 5’in üzerinde büyüme kaydetmemiz gerekiyor.

Sonuçta, 2021 yılı birçok belirsizliği beraberinde getirdiği için sadece 2022 yılına geçişte kullanılacak bir köprü görevini üstlenebilir. Daha fazla beklenti anlamlı değildir.

Dünyada da 2020 yılında milyonlarca insan işini kaybetti. Dolayısıyla sadece bizde değil, küresel anlamda da 2021 yılının bunu telafi etmesi kolay değildir.

Fark yaratan; rezervleri yeterli olan ülkelerin bu 1 seneyi depodan harcayarak (çeşitli destekler yaparak) geçirebileceğidir. Bizim gibi hazırlıksız yakalanan ülkeler için ise 2021 yılı çok daha zor geçecektir.

Bir de bize dışardan bakan bir hakem görüşüne başvuralım.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, bu ay içinde Türk bankalarıyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “2021’deki yüksek büyüme beklentisine ve para politikasında atılan doğru adımlara rağmen faaliyet ortamının zorlu kalmaya devam edeceğini” açıkladı.

“Pandeminin ekonomiye nihai etkisine ilişkin belirsizliğin sürmesinin ve yüksek faiz ortamının, bankaların varlık kalitesi, büyüme oranı ve kâr marjı üzerinde baskı yaratacağı” öngörüsünde bulundu.

Fitch, “Merkez Bankası’nın rezervlerinin yetersizliği nedeniyle kamu kurumlarının sektöre döviz sağlama imkanının sınırlı olmasının da ‘negatif görünüm’ değerlendirmesinin sebepleri arasında yer aldığını” ifade etti.

İyi gelişme; bütün siyasi partilerin dış politika konusunda hükümete verdikleri destektir. İç politikada eski alışkanlıklar devam etse de bu konuda iyileşme görüyoruz.

Belirsiz konuların arasında, ABD yaptırımlarının devamı ve yeni Başkan Biden’in bize karşı tavrı da yer almaktadır. Eğer kararlılığımızı birlik ve beraberlik içinde sürdürebilirsek bu engeli de daha az zararla atlatabiliriz.

Zira hepimiz aynı gemideyiz ve deniz de oldukça dalgalı…

ercument tuncalp