Deloitte'un 2026 Araştırması Çalışanların Değişim Temposundan Etkilendiğini Ortaya Koyuyor
Çalışma hayatında teknolojik dönüşüm, yeni iş modelleri ve değişen yetkinlik ihtiyaçları çalışanların daha sık adapte olmasını gerektirirken, artan değişim temposu “change exhaustion” olarak tanımlanan değişim yorgunluğunu İK gündeminin yeni başlıklarından biri haline getiriyor.

Deloitte’un 2026 Global Human Capital Trends araştırmasına göre çalışanların üçte biri yalnızca son bir yıl içinde 15 büyük değişim deneyimliyor. Müşteri beklentilerindeki değişimler, strateji veya iş modelindeki dönüşümler gibi gelişmelerin art arda yaşanması, çalışanların değişime uyum kapasitesini daha kritik hale getiriyor.
İş dünyasında dönüşümün hızı arttıkça çalışanların değişime uyum sağlama kapasitesi de İK’nın gündeminde daha fazla yer buluyor. Deloitte’un 2026 Global Human Capital Trends araştırması, çalışanların üçte birinin son bir yılda 15 büyük değişim deneyimlediğini ortaya koyuyor.
Araştırmaya göre sürekli değişim temposu çalışanların yüzde 68’inde wellbeing seviyesinin düşmesine, yüzde 60’ında iş yükünün artmasına, yüzde 58’inde ise çalışma hayatında geride kalmışlık hissine yol açıyor. Birbiri ardına gelen dönüşümlerin çalışanlar üzerindeki etkisi, kurumların değişimi yalnızca operasyonel bir süreç olarak ele almasının yeterli olmadığını; çalışanların bu değişim sürecini nasıl deneyimlediğinin de dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.
Değişim Hızlanırken Çalışan Deneyimi Yeniden Şekilleniyor
Deloitte, değişimin artık tek seferlik bir dönüşüm projesi olarak ele alınamayacağına dikkat çekerek “change exhaustion” yaklaşımından “changefulness” olarak tanımladığı daha adaptif bir çalışma kültürüne geçişi gündeme getiriyor. Değişimin çalışanlar için yarattığı yükün azaltılması ve çalışanların değişime uyum sağlama kapasitesinin sürekli olarak desteklenmesi, bu yeni yaklaşımın temel unsurları arasında yer alıyor.
Araştırmaya göre liderlerin yüzde 85’i organizasyonun ve iş gücünün günümüzün değişim hızına uyum sağlayabilmesini kritik görürken, yalnızca yüzde 7’si çalışanların sürekli gelişimini ve adaptasyonunu destekleme konusunda lider konumda olduklarını düşünüyor. Bu tablo, kurumların değişim yönetiminde çalışanların adaptasyonunu ve wellbeing’ini daha merkezi bir konuma taşıması gerektiğine işaret ediyor.
Değişimin çalışma hayatının kalıcı bir parçası haline gelmesi, çalışanların her yeni dönüşümde yeniden adapte olmasını gerektiriyor. Bu durum, çalışanların değişim karşısındaki deneyiminin dönüşüm dönemlerinin ötesinde, çalışma kültürünün sürekli bir parçası olarak ele alınmasını gerekli kılıyor.

“İK’nın Odağında Değişime Uyum Sağlayabilen Çalışma Kültürü Var”
Meditopia Kurucu Ortağı ve CEO’su Fatih Mustafa Çelebi, “Çalışma hayatında değişim artık dönemsel bir süreç olmaktan çıkarak günlük iş deneyiminin bir parçası haline geliyor. Çalışanlardan sürekli olarak yeni koşullara uyum sağlamalarını beklemek, değişimin hızının arttığı çalışma ortamlarında tek başına yeterli bir yaklaşım değil.
Bu noktada kurumların çalışanların değişim karşısındaki deneyimini anlaması ve kendilerini güvende, desteklenmiş ve gelişime açık hissettikleri bir çalışma ortamı oluşturması önem kazanıyor. Wellbeing yaklaşımının da bu dönüşümün tam merkezinde konumlanması gerektiğine inanıyoruz.
Meditopia olarak çalışmalarımızı da değişen çalışma hayatında çalışanların iyi oluşunu destekleyecek ve kurumların çalışan deneyimini daha yakından anlayabilmesine katkı sunacak şekilde şekillendiriyoruz. Çünkü değişimin sürdürülebilir olabilmesi, kurumların dönüşüm kapasitesiyle birlikte çalışanların bu dönüşümün içinde kendilerini nasıl konumlandırdığına da bağlı.”
Çalışma hayatındaki değişim temposunun artmasıyla İK ekipleri açısından değişimi yönetmenin yanı sıra, çalışanların değişime uyum sağlama kapasitesini güçlendirmek ve wellbeing’lerini desteklemek daha kritik hale geliyor. Değişim yorgunluğunun önüne geçebilmek için çalışan deneyiminin düzenli olarak takip edilmesi, değişimin çalışanlar üzerindeki etkilerinin anlaşılması ve kurum kültürünün adaptasyonu destekleyecek şekilde geliştirilmesi önem taşıyor.
Böylece değişim, yalnızca yönetilmesi gereken dönemsel bir süreç olmaktan çıkarak çalışanların gelişimini ve iyi oluşunu destekleyen sürdürülebilir bir çalışma kültürünün parçası haline geliyor.” açıklamasında bulundu.
-
0 -
0 -
0 -
0 -
0
- 0 Yorum
-
Yorumu Gönder




